Menü
Röportaj : "İnsanlar aç gezerken şöhret bana boş geliyor..."
07 Mayıs 2007 Pazartesi - 14:50 GMT
Yavuz Bingöl

Yeni albümü "Yare" ile hayranlarının karşısına çıkan Yavuz Bingöl 2 yıllık suskunluğunun sebebini açıkladı: "İnsanlar aç gezip acı çekerken, türlü dert çekerken albüm yapmak şımarıklık olurdu. Şevkim kırıldı. Şan da şöhret de bana çok boş geldi..."

Yavuz Bingöl'le yeni albümü "Yare"nin yapımcılığını üstlenen Seyhan Müzik'in ofisinde buluştuk. Her zamanki mütevazı tavrıyla elimi sıktıktan sonra, "Kusura bakmayın. Bir film projesi için sakallarımı uzatıyorum. O yüzden bu haldeyim" dedi. "Bu albüm benim içimdeki çocuğu karanlık odalardan güneşe çıkarma imkanımdır" diye girdi söze. Albümün adının öyküsünü sorduğumda odadaki herkesi dışarı çıkarttı. Sonra da bana döndü ve şunları söyledi: "İçimde çocukluğumdan kalma yarelerim var. Bu da onlardan biri. Milyonların önünde şarkı söylüyorum ama 2 kişinin önünde konuşurken utanıyorum. Bu yarelerle yaşamaya alışıyorum..."

FAZLA HASSAS VE TAKINTILIYIM

* Albüm kapağında ilginç bir fotoğraf var... Kapakta uçurumun başında oturmuş bir kadın silüeti var. Bu fotoğrafı çok beğendim çünkü albümümün ismiyle özdeşleşiyor. 'Yare' hem sevgiliye anlamına geliyor, hem de yara anlamına... Bu fotoğrafta da yaralı bir sevgili var. Kapağa kendi resmimi koymak istemedim. Çünkü bir albümü standa koyduğunuzda sanatçının isminden önce üzerindeki fotoğraf ilgi çekiyor. Bu fotoğrafları 4 yıl araştırdık ve Feridun Düzağaç'ın fanlarının hazırladığı 'Lavinia.net' adlı sitenin fotoğraf bankasından satın aldık. Feridun da yardımcı oldu bana. Fotoğrafların çoğunu Burcu Kara buldu. Onun da katkısı çok büyüktür albüme.

* Arka kapakta ağaçların arasında yürüyen bir erkek silueti var. Çok benziyor size o adam... Ben de çok benzetiyorum. Orada tüm yarelerine rağmen dimdik yürüyen bir adam var. Albümün adının çıkış noktası biraz da benim çocukluğumdan gelen şeyler, içimde taşıdığım yaralar.

* Albümdeki giriş yazınızda leke olarak nitelendirmişsiniz bu yaraları. İçinizdeki çocuğun lekesiyle yaşamayı öğrendiğini söylemişsiniz. Ne gibi yaralar var içinizde? Ben içindeki çocukla yaşama meziyetini gösteren tiplerdenim. Hayatımdaki en büyük hataları o çocuğun sesini dinlemediğim zamanlarda yaptım. İnsan hayat içinde aldığı şeyleri sevmek zorunda. Ben de onu anlatmaya çalıştım. Biz sanatçılar normal insanlara göre biraz daha yaramız açık dolaşıyoruz. Bir kapsülün içine bir şeyleri atmışız zamanında ve o kapsül orada öyle duruyor. Okyanusun dibindeki zehirli varil gibi. Bazen bir tsunami gerçekleşiyor ve o varil oynuyor yerinden. Kapağı gevşiyor ve içindeki zehir yukarı çıkıyor. Böyle şeyler benim hayatımda çok sık olduğu için psikoloğa gittim. Geçmişimle bağlantımı pek koparamadım. Bir de bu ülkede yaşanan her şeye çok kafamı takıyorum. Bu albümü yapıp yapmamam gerektiğine 2 yılda karar verdim. İnsanlar acı çekerken, açken, binbir dertle boğuşurken albüm yapma şevkin kalmıyor. Şımarıklık gibi geliyor. Şan, şöhret anlamsız geliyor insana.

* İçinizde nasıl bir çocuk var ? Fazla hassas, duyarlı ve takıntılı...

* Sanat camiasında zemin kaygan. Bu çocuğu dışarı çıkarıyor musunuz yoksa onu bir maskenin altında gizliyor musunuz? İster istemez bir koruma içgüdüsü geliştiriyorsunuz. Sanat dünyasında bir sürü insanın dedikleri var. Albümün satıp satmayacağı kafanızı kurcalıyor. Toplumun karşısında hep güleryüzlü ve dengeli olmak zorundasınız. Bunları başarmak çok zor. Ben bunları yapamadığım zamanlarda kendimi rahat ve doğal buluyorum ama karşı taraf 'bu ne biçim adam' diyebiliyor. Bazen hem ünlü hem de mütevazı ve duygusal olmanız insanlara garip geliyor. Öyle olmadığınız için insanlar sizi değersiz görebiliyor. İnsan hayatını nasıl iyi hissediyorsa öyle yaşamalı. Ben on binlerce insanın karşısına çıkıp şarkı söylüyorum ama çok küçük topluluklarda birisi bir şey istediğinde utanıyorum ve yapamıyorum. Bunu da çocukluğuma bağlıyorum. Babam ben çocukken 'Şu bağlamayı al, bir şarkı söyle' derdi. Ben de çok utanırdım. dönemden kalma bir huy var bende. Seyirci uzak diye onbinlerin ortasında rahat hareket edebiliyorum. Ama ev ortamında bunu yapamıyorum.

DANS ETMEYİ SEVMİYORUM

* Albümde yine ağırlık slow şarkılarda... Hareketli bir şey yok bende. (Gülüyor)

* Neden bu böyle? Biz sizi hiç hareketli bir türkü okuyup dans ederken göremeyecek miyiz? Konserlerde bazen oynuyorum. Zeybek filan yapıyorum ama kasette çok kullanmıyorum. Kendimi ifade edebildiğim, hissettiğim şeyleri okuyorum. Horonları, halayları çok severim ama bugüne kadar yaptığım 9 albümde 9 tane hareketli şarkı yoktur. (Gülüyor) Sevmiyorum dans etmeyi. Bunların hepsinin nedenlerini bir psikologla konuşunca yakalıyorsunuz zaten. Ben Karslı'yım. Benim annem evlendikten sonra dedemin yanında bizi kucağına alıp sevemezmiş. Dedem kahvaltı masasındayken annem masaya oturamazmış. Bize hep ağır olmamız öğretildi. Şu andaki eğlence şekli de bana göre değil. Bazen klüplere gidiyorum ama kulak o gürültüyü almıyor. 10 dakikadan çok kalamıyorum. Uzun tutulmuş bir halaya girip oynarım ama tek oyunlar bana göre değil.

* Artık kendi düğününüzde oynarsınız... Onu da bilmiyorum. (Gülüyor)

* Ee yok artık. Kendi düğününüzde de oynarsınız herhalde! İnşallah. (Gülüyor)

İBO VE KIRMIZIGÜL TÜRKÜCÜ DEĞİL

* Sizin için türkücü sıfatı kullanılıyor ama türkücü dendiğinde benim aklıma siz gelmiyorsunuz. İbrahim Tatlıses ve Mahsun Kırmızıgül geliyor mesela. Hepiniz türkücü diye anılıyorsunuz ama bence aynı tarz müzik yapmıyorsunuz Benim için türkücü yazmalarından gocunmuyorum çünkü temelim türkü. Annem ozan. İmaj sorunu var bu konuda. Sizin verdiğiniz isimlere türkücü diyemiyorum. Onlar türkü söylemiyorlar.

* Ne söylüyorlar peki? Fantezi ve arabesk ağırlıklı işler yapıyorlar. Ben İbrahim Tatlıses'ten gerçek türkü dinlemeyi çok severim. Urfa türkülerini muhteşem söyler. Ama sanatçılar ve yapımcılar birleşip ticari işler yaptıkları için nabza göre şerbet dağıtıyorlar. Türkü de söylüyorlar, başka şeyler de. Bence bu iki sanatçımız da türkücü değil. Benim tabanım türkü. Ama sonra Batı konservatuvarı eğitimi aldım, kornocuyum. Bu yüzden albümlerimde bir karışım var. Türkü de söylüyorum, Sezen Aksu'dan, Suavi'den şarkılar da. Türkücü deyince Arif Sağ ve Musa Eroğlu gibi isimler geliyor benim aklıma.

Bingöl 14 parçalık albümünde Suavi'nin Yıllar Sonra'sını ve Sezen Aksu'nun 'Geri Dön'ünü de yorumluyor. Albümde bir Ermeni türküsü olan 'Sarı Gelin'i de hem Türkçe hem de Ermenice olarak yorumlayan Bingöl şöyle konuşuyor: "Sarı Gelin'i Hrant Dink öldürüldükten sonra albüme koydum. Cenazesinde bu türkü çok çalındı. Ama bu bana yetmedi. Bu cinayetten sonra ne yapmam gerektiğini bilemedim. Protesto yürüyüşüne gittim, konuşmalar yaptım ama tatmin olmadım ve 'Sarı Gelin'i tekrar okumaya karar verdim."

ECE SARUHAN - Sabah Gazetesi